Ana Sayfa Genel 15 Aralık 2020 170 Görüntüleme

Cephede Atatürk ile sohbet eden İngiliz esir

İngiltere’de 1880 yılında bir papazın oğlu olarak dünyaya gelen Still, Winchester Koleji’ndeki orta öğrenimden sonra, 17 yaşında Seylan’a gitti. Bu ülkede önce çay ekiminde çalışan, daha sonra HCP Bell şirketine bağlı olarak arkeoloji sürveyanlığı (arazi işlerinde çalışan teknik eleman) yapan Still, arkeoloji idaresi yardımcısı olarak Sigiriya ve Polonnaruwa arkeolojik alanlarında görev aldı, antik metinlerin çevirisini yaptı.

Babasının öldüğü 1914 yılında İngiltere’ye geri dönen Still, East Yorkshire Tugayı’na teğmen olarak katıldı. Aynı yıl Alice ile tanışıp evlendi.

John Still’in torunu Frances Thesiger, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, bundan sonraki gelişmeler hakkında şu bilgileri verdi:

”Evliliğin ardından büyükannem Alice, annem Eileen’e hamile kalmıştır. Sonrasında birlik 1 Temmuz 1915 yılında Limni Adası’na intikal etmiştir. 6. East Yorkshire Tugayı, 7 Ağustos 1915 sabahı erken saatlerde Suvla bölgesine çıkmıştır. ‘Türkiye’de bir esir’ adıyla yayımlanan kitabında dedem, Tekke Tepe’ye yapılan taarruz hakkında şunları yazmış: ‘Yaklaşık 30 kadarımız, belki birkaç tane daha fazla tepenin zirvesine eriştik. Geriye 20 kadarımız kalınca bu sefer geri çekildik. Suvla Körfezi’ne inen İngiliz güçlerinin ulaşabileceği en uzak noktaya, zirveye kadar ulaşabilmiştik. Tabi bu detayları o aşamada bilmiyorduk.”

– ”Bir Türk tugay komutanı ile Fransızca birkaç dakika konuştum”

Thesiger, dedesinin Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı Sör Ian Hamilton’a yolladığı ve 1923 yılında ”The Times” gazetesinde yayımlanan mektubunda şunları yazdığını belirtti:

”O tepeye çıkan, yıllarını ormanda, dağda, bayırda geçirmiş olan tek subay bendim ve doğal olarak da olanı biteni daha iyi anlayabiliyordum. Bize harita üzerinde gösterilen bir noktaya ulaşmamız söylendi, biz de bunu yaptık. Pozisyonumuzu prizma pusulada işaretledim. Tüm gün orada çatıştık. İki ya da üç subay da dahil olmak üzere epey bir kayıp verdik. Sonrasında sağımız ve solumuzdaki birliklerin tepeye ulaşamaması nedeniyle bizlerde geri çekildik. Tarih 8 Ağustos idi. Taarruz emri 8 Ağustos akşam üzeri Tekke Tepe’deyken yollanmış ve bize ayın 9’u sabahı gün doğarken Sülecikte bir Türk siperindeyken ulaştı. Bu arada bizim için ne kadar önemli olduğunu o anda bilemediğimiz üç saat boyunca tugay binbaşısı kayboldu. İnsanın inanası gelmiyor, neden araziyi bilen birini göndermediler ki? Kayıp oldu, kayboldu, kayboldu. Düşündükçe deliresim geliyor. Emrin ertesi günü keçi yollarından bir kısım askerlerimizin tırmandığını gördüm. Sonra Tekke Tepe’ye tırmandık. Aynı anda da Türkler Anafartalar tarafından yarma harekatına girişti. Saldırı sonucu D birliğini arkasından keserek, taburun siperde savaşan geri kalanından bağlantıyı kopardılar. Sol taraflarında Duke of Wellington birlikleri vardı. Biz ilerlemeye devam ettik ve daha evvel dediğim gibi hiç birimiz bir daha geriye dönemedi. Bir kaçımız esir düşmüştü. Bende hafif yaralıydım ve 3.5 yıl esaret yaşadım. Tekke Tepe zirvesinde dört tane ağaç dallarıyla gizlenmiş Türk sahra topu vardı ve tepenin hemen ardında bir Tugay komuta merkezi. Bir Türk tugay komutanı ile Fransızca birkaç dakika konuştum.”

Yıllar sonra annesinin savaştan sonra dedesine bir arkadaşının yolladığı ve Gelibolu tecrübelerinden bahsettiği bir mektup bulduğunu aktaran Thesiger, ”Bu mektupta şu gizemli cümle göze çarpıyor. ‘Kemal ile çay içmiş olmakla ne kadar da şanslısın.’ Biz bu sözü edilen kişinin Mustafa Kemal olduğuna ve dedemin bahsettiği Fransızca konuşan tugay komutanının da o olduğuna inanıyoruz.” dedi.

– Esaret yılları

Thesiger, dedesinin esir olduğu yıllar hakkında ise şu bilgileri paylaştı:

”John Still, esir alındıktan sonra önce İstanbul’a ordan da Ankara’ya götürülür. Daha sonra Afyon’a getirilir ve esaretinin çoğunu burada geçirir. Bu süreçte Ermeni kilisesinde kalır. Dedem tecrübelerini Bodley Head’in ‘A Prisoner in Turkey’ adıyla yazdığı kitapta anlatır. John Still, esaretten kurtulunca Türkiye’den kaçırabilmek adına karakalemle yazdığı şiirlerini içi oyulmuş bir bastona saklamış. Bu şiirler daha sonra ‘Esaretten Şiirler’ adıyla John Lane & Co. tarafından basılmış. John Still, 1918 yılı Eylül ayında tabip kurulunun verdiği ‘deli’ raporu sonucu Afyon’dan trenle İzmir’e gider. Kasım ayına kadar orada kalır ve sonrasında Foça’dan gemiyle Türkiye’yi terk eder. Serbest kaldıktan sonra tekrar karısına ve o aşamada 3 yaşına basmış olan ve ilk kez göreceği kızı Eileen’e (annem) kavuşur. Annem, dedem esaret altındayken doğmuş. Kızının doğumunu Afyon’da esir iken öğrenmiş ve eşine buradan bir mektup yazıp, içine kilisenin bulunduğu sırtlardan topladığı kurutulmuş çiçekleri koymuş. Bu mektup ve çiçekler şu anda bendedir. Benim için çok değerliler. Aile daha sonra hep beraber Seylan’a geri döner ve dedem eski işine devam eder. Doğuya yapılan bu yolculukta adını John Still koydukları bir çocuğu daha olur.”

İngilizce öğretmenliği yapmak üzere 1993 yılında İzmir’e geldiğini anlatan Thesiger, şu anda çok sevdiği Ayvalık’ta yaşamını sürdürdüğünü sözlerine ekledi.

– John Still’in esarette yazdığı şiir

John Still, esir olarak Afyonkarahisar’da 938 gün kaldı. 1917 yılında Still tarafından Afyonkarahisar’da yazılan ”Küçük Baykuş” isimli şiir ise şöyle:

Sessizliğin hakim olduğu karanlıklarda
Her şeyin hareketsiz olduğu gecelerde
Uçsuz bucaksız ovadaki sükunetin içinden
Tepelerden yankılanan çığlığını duyuyorum.
Bembeyaz kar her şeyi örtse de
Sesindeki notalarda baharı yakalıyorum.

Şarkın vahşi ve yabancı
Sessiz uçuşlarla geçip gidiyor
Sanki baharı çağırmakta
Gecenin sessiz karanlığında.
Sen ki kardan sonra
Aşkın geleceğini bilenlerdensin.

Umut dolu şarkına hoş geldin
Bana getirdiğin haber
Yarın güneş doğmadan önce
Bu kederli, bu acı dolu gece uçup giderken
Genç baharın önünde eğilecek olan; İki kat daha soğuk geçen kıştandı.

Hibya Haber Ajansı

Yorumlar

escort ankara

Tema Tasarım | Osgaka.com